Hakkımda

Selçuk KARABACAK kimdir?


Ben Selçuk KARABACAK. 90’lı yılların başında Karabük’te doğdum. Aslen kütük Karabük olmasada, “Biz KARABÜK ‘lüyüz Abisinin” diyenlerdeniz 😉 Aslen nereli diye düşünenler olacaktır. Aslen kütük Konya ilinin Akşehir ilçesi. Nasreddin Hoca dedem olur. Karabük ilinin SAFRANBOLU ilçesinde ikamet etmekteyim. Emek mahallesini, Safranbolu’da yaşayanlar iyi bilirler. Mahalle kavramını içten içe yaşatan bir mahalledir. 90’lı yılların başlarında dünyaya geldiğimizden , o mahalle tadını yaşayanlardan ve unutamayanlardanım. Kum sahalarda yapılan mahalle maçları, eve dönüldüğünde kan revan içerisinde olan dizler , kollar vs. vs. Acı ama tadı damaklarda olan çocukluklar. Şimdi ki nesilde pek olmayan güzellikler aslında.


Biraz da çocukluk hayalim olan pilotluktan bahsetmek istiyorum. İlk okul başlangıcından , orta okul bitene kadar olan sürede tek bir hayal üzerine odaklanmıştım. Pilotluktu ağzımdan düşürmediğim ve her sorana söylediğim “Pilot olacağım” cevabı ?. Hatta bizim nesil hatırlar. Öğretmen okulun ilk açıldığı hafta teker teker herkesi ayağa kaldırır , “Ne olmak istiyorsun?” diye sorardı. Herkes hayali olan mesleği söylerdi ve öğretmen not defterine herkesin ne olmak istediğini teker teker işlerdi.O defterde ne olmak istediğim benim hiç değişmedi.Her sene aynı hayal ve aynı meslek. Hep “Pilot” yazdırmıştım. Büyüyünce anladım ki “pilot” luk kavramı bizim ülkemizde bir  meslek olarak değil,hayal kurmak için kullanılan bir kavram olarak kullanılırmış ne yazık ki.


İlk okulu bitirdik, orta okula geçtik ve bilgisayarla haşır neşir olmaya başladık. Şimdi ki nesil pek bilmez, o zamanlar disketler var , ortak muhteşem. 500.000 liraya 1 adet disket alabiliyoruz . “Paraya bak“. Diskete , Mario oyununu atıp, derslerde kaçak göçek “Mario” oynuyoruz. İlk ve son oynadığım oyundur sanırım,”Mario“. Oyunlar dikkatimi çekmedi o günlerden sonra. “Bilgisayara merak duygum ne zaman başladı ?” diye soracak olursanız;

Paint” üzerinden efektli çizgi film yapmıştık. İşte o zaman dedim ki , “ne muhteşem bir şeymişsin sen“.


2003 yada 2004 senesi olması lazım, hiç unutamam o kareyi. Karnede “Teşekkür” almışım. Büyük “Onur, Gurur“. Teşekkür aldım diye ödüllendirilmiştim. Mahalle maçlarından eve girdiğimiz yok, Takdir falan almak anca hayallerimizde. Teşekküre adak adıyor o zamanlar bizimkiler, Teşekkür almak o derece başarı bizde. Ödülüm ise bir adet Masaüstü bilgisayardı. Bilgisayar ile gerçek anlamda iletişimim o zaman başlamıştı işte. Hep bir merak , hep bir araştırma içerisinde oldum ve liseyi Meslek lisesinde Bilgisayar – Veri programcılığı alanında, programlama dalında okudum. İyi ki de okumuşum diyorum.


Devamında babamın ve anneminde büyük desteğiyle hayalim olan Bilgisayar Mühendisliği bölümünü kazandım. Burada da 5 yıl (hazırlık dahil)(Uzamadı) temel eğitimleri aldık ve sağ salim üniversiteden mezun olduk.Mezun olduktan sonra kendimizi nasıl geliştirebiliriz diye düşünürken , iş serüvenimize başlangıç yaptık. Çalıştığım işle yetinmeyip, sürekli araştırma halinde oldum. Donanımın yanında yazılıma olan merakımla beraber programlama dillerine giriş yaptım. Dil önemli dediler. Mobil programlama olsun, elektronik kart programlama ve bilgisayar üzerinden Görsel programlama ile de kendimi dahada geliştirme fırsatım oldu. Şimdilerde ise kendi alanımdan biraz farklı da olsa otomasyon işi ile ilgilenmekteyim ve bu alanda çalışmaktayım.


3 yıla yakın kurumsal bir şirkette HelpDesk(IT) uzmanlığı görevi yaptım. Orada ki işimde kendimi daha da geliştirerek üst hedefler edindim. Şu anda departman değişikliği yaparak farklı bir otomasyon işinde görev almaktayım. Çok şükür işimden memnunum da.


Birazda boş zamanlarımda neler yaptığımdan bahsetmek istiyorum. Genellikle bilgisayar ile ilgili araştırmalar içerisindeyim. Nasıl araştırmalar bunlar ? Kendi alanımda, altyapısal yada yazılımsal programların eğitimlerini izlemekteyim. İmkan buldukça da eğitimlere katılmaktayım.

Öyle oyun , film vs. pek içli dışlı değilim. Yukarıda da bahsetmiştim en son Mario’da o prensesi kurtardıktan sonra oyun serüvenime son noktayı koydum. Boş zamanlarımda müzikte dinlemem mesela. Ruhumun gıdası müzik değil sanırım. Şaka şaka, araba kullanırken severim müzik dinlemeyi. Hemde son ses.!


Bu kısımda da spordan bahsetmek istiyorum biraz. Spor denildiğinde benim aklıma direkt futbol geliyor. Futbol dediğimizde ise halı saha maçları tabi kide. Mahallede büyüdük sonuçta, o kum sahalarda dizlerimizi boşuna mı parçaladık ? Halı saha vazgeçilmez hobilerimizden. Birde sol ayaksan tamam. Arada spor salonuna gitmekteyim, burada fitnes ve yüzme olarak arada kendi çapımda tıngırdıyorum. Başkada yaptığımız spor falan da yok.

Hee unutmadan; Tuttuğumuz takıma gelince;

 KARABÜKSPOR – Dumanlı Kentin Puslu Çocukları –  Mavi Ateş


Diyeceksiniz ki ikinci takımın ne ?

Bizde yoktur öyle iki takım falan tutmak. Delikanlı adamın nüfus cüzdanın da yazarmış tuttuğu takım. Hem “mahallenin kızına aşık olmak varken, sadece televizyondan izleyebileceğim bir ünlüye sevdalanmak” ne kadar doğru ? “Şampiyonluk için sevseydik 3 büyükleri tutardık” sözü tam da beni ifade ediyor aslında. Delikanlı adam tek bir kız sever, ona aşık olur ve tek bir kızla yola devam eder. Çok kastım sanırım burda, evet farkettim

Yaşasın Şehrine İhanet Etmeyen, Anadolu Çocukları!


Kısacası benden bu kadar diyeceğim ama,yukarıyı bir kontrol ettiğimde “kısacası” kelimesi olmadı sanki bu cümlemin başına. Öyle her blog sayfasında ki gibi profesyonel bir yaşantım yada özenti gibi gösterip anlatacağım bir anım yok. Çoğu yeni blog açan kardeşlerimin yazdıklarına bakınca atomu falan parçaladıklarını düşünüyorum. Yanlış anlamasın kimse, okuduğum blogların çoğunda bu tarz yapılara denk gidiyorum, onlara bu sözüm.


Evet , aklımdan gelenler de,geçenler de bu kadar. Merak ettiğiniz bir şey olursa “Bizimle iletişim kurun” formundan yada “Instagram”  dan  bana ulaşabilirsiniz.


En Merhametliye Emanetsiniz,Sağlıcakla Kalın
Okumak, yazmaktan daha değerli bir sanattır.